Prostat Kanserinden Korkmayın - Ota Jinemed Hastanesi | Tüp Bebek Merkezi

Prostat Kanserinden Korkmayın

Prostat kanseri

Prostat kanseri, erkeklere özgü bir organ olan prostatın içinde oluşan habis tümörün oluşturduğu bir hastalıktır. Özellikle 45-70 yaşları arasında saldırgan ve hızlı, 70li yaşlardan sonraysa daha yavaş ilerler. Genellikle genetik ve hormonal faktörler, beslenme ve çevresel faktörler prostat kanseri oluşumunu etkiler. Erken tanı ve tedavi uygulanmadığı takdirde, diğer kanser çeşitleri gibi, hayatı tehdit edebilir.

Prostat kanserinin tanısı nasıl konulur?

Prostat kanseri tanısı için hasta öncelikle bir ürolog tarafından ürolojik muayeneden geçmelidir. Özellikle parmakla makattan yapılan muayene önemli bulgular verebilir. Bunun dışında da kanda PSA (prostat apesifik antijen) tetkiki yaptırmak gerekir. Bu muayeneler sonucunda prostat kanseri kuşkusu varsa transrektal ultrasonografi eşliğinde prostat biyopsisi yapılır ve biyopsinin histopatolojik değerlendirmesiyle prostat kanseri tanısı konur.

Hastalığın klinik belirtileri nelerdir?

Sinsi bir hastalık olan prostat kanseri, genellikle hiçbir belirti vermez. Bu yüzden ürolojik muayene belirli aralıklarla yapılmalıdır. Hacim olarak büyümesi söz konusuysa; idrara sık çıkma, yanma, sızı, gece idrara kalkma gibi belirtiler verebilir.

PSA ile ilgili bilgi 

Öncelikle ailesinde ve birinci derece yakınlarında prostat kanseri hikayesi olan her erkeğin, 40lı yaşlardan itibaren yıllık ürolojik muayeneden geçmesini öneriyorum. Her yıl düzenli yapılacak ürolojik muayene ve PSA sonuçları, bir sonraki yıla da ışık tutacaktır. PSAnın normal üst sınır değeri bazı laboratuarlara göre 2.5 bazılarında ise 4 olarak verilir. Ancak hastalarımızın bir kısmı ürolojik muayene olmak istemezler. PSA tetkik sonuçlarını kendileri değerlendirirler ve referans değerlerin altındaysa da normal olduğunu düşünerek doktora başvurmazlar. Bu çok yanlış bir yaklaşım. PSA ancak ürolojik muayeneyle birlikte bir anlam kazanır. PSA değeri yüksekse, parmakla muayenede şüphe varsa ya da her ikisi şüpheliyse, biyopsi gereklidir.

PSA sadece prostat kanserinde mi yükselir?

PSA, akut üriner enfeksiyonlarda, özellikle prostatit ve üretritlerde veya gribal enfeksiyon gibi vücut direncinin düştüğü durumlarda da yükselebilir. Ayrıca, prostatın yaşlanma süreciyle birlikte hacminin artması, PSAda yükselmeye neden olabilir. Her prostat büyümesinde PSA yüksek olmayacağı gibi küçük bir prostatta da PSA değeri çok yüksek olabilir.

Hastalığın tedavisi

Prostat kanseri diğer birçok kanserden farklı olarak, erken tanı edilirse kesin tedavi edilebilir. Erken tanı için düzenli kontroller yapılmalıdır. Prostat kanserini erken tanı edebildiğimiz takdirde 3 tedavi seçeneği mevcuttur: Radikal prostatektomi denilen ameliyat, radyoterapi ve brakiterapi. Tüm bu seçenekler, kanserin erken döneminde, yani kanser dokusunun prostat kapsülünün içinde sınırlı kaldığı vakalarda uygulanır.

Hangisini tercih etmeli?

Tedavi seçeneklerini hastayla konuşup, tartıştıktan sonra birlikte karar vermek en uygunu. Ancak biz ürologların tercihi, öncelikle radikal prostatektomi ameliyatı yapmak. Cerrahi bir yaklaşımla kanserli organın çevre dokularla birlikte vücuttan tümüyle alınıp çıkartılması, bizim için en geçerli tedavi seçeneği. Bu operasyonlar, açık ameliyatla olabildiği gibi laparoskopik yöntemle de uygulanabilir. Burada önemli olan, bu konuda bilgili ve deneyimli bir ekibin olmasıdır. Biz, bu ameliyatları başarıyla gerçekleştirecek bilgili ve deneyimli bir ekip olarak çalışıyoruz.

Her ne kadar ilk tedavi seçeneği radikal prostatektomi ameliyatı olsa da, bu ameliyatlar sağlıklı ve önünde 10-15 sene gibi yaşama şansı olan hastalar için geçerlidir. Hasta, ameliyat olamayacak durumdaysa ya da ameliyat olmak istemiyorsa, diğer tedavi alternatifleri değerlendirilir.

Ameliyat sonrası olası durumlar

Ameliyat sonrasında, idrar kaçırma ve peniste sertleşme gibi önemli sorunlar görülebilir. İdrar kaçırma, gelişen cerrahi tekniklerle artık neredeyse en aza indirgendi. Genellikle en geç 3 ay içinde bu sorunun tamamen düzeldiğini söylemek mümkün olsa da, kesin sonuç 3 ay ile 1 yıl arasında değişiyor. İdrar kaçırma yüzde 8 oranında olup; eforla karın kaslarının kasıldığı hareketlerde, ağır yürüyüş ve sporlarda görülür. Bu stres tipi idrar kaçırmadır ve bir kaç damla şeklindedir. Bütünüyle idrar kaçırma yani devamlı damlalar ise yüzde 1-2 oranındadır.

Sertleşme sorununu gelişen cerrahi tekniklerle, damar ve sinir koruyucu cerrahi yöntemlerle azalttığımızı söyleyebiliriz. Ameliyattan sonraki 15. günden itibaren belirli bir düzende alınan ve PDE 5 inhibitörleri denilen ilaçlarla, ereksiyonların geri dönme süreci sağlanabilir. 6 aydan 12 aya kadar devam eden sürekli kullanımla, ereksiyonlar olmaya başlayabilir. Eğer bu tedavi yetersiz kalırsa ikinci seçenek, penise yapılan enjeksiyon tedavileridir. Ameliyatların, kanserden tümüyle kurtulma ameliyatları olduğunu unutmamak gerek. Cinsel hayatı idame ettirebilmek uğruna, vücutta tümör kalıntısı kalmasını kimse istemez. Bizim de öncelikli amacımız vücudu kanser dokusundan tümüyle arındırmak, sinir ve damar koruyucu yöntemlerle de ameliyat sonrası sorunları olabildiğince azaltmak veya tedavi edilebilir düzeyde tutabilmek.

Başka bir tedavi seçeneği ?

Hastalık için son ve en radikal seçenek, penisin içindeki ereksiyonu sağlayan dokulardaki bölüme, ameliyatla silikon alaşımlı protez yerleştirilmesidir. Böylelikle hastanın ereksiyon sorunu tamamen giderilir, hatta hasta gençliğindeki cinsel hayatına ve daha fazlasına geri döner. Penis protezi ameliyatlarının başarı şansı yüzde 98′ dir. Vücudun protezi reddetme olasılığı yüzde 2 civarındadır ve genellikle en büyük nedeni enfeksiyondur. Bu amaçla, bir süre antibiyotik tedavisi uygulanır. Penis protezi ameliyatından sonraki 6 hafta cinsel ilişkiye izin verilmez.

SAYFA BAŞI